Destan Hakkında
M.Ö. 4 yüzyılda yaşadığına inanılan Şu bir Türk Hakanıdır. Şu Destanı Makedonyalı İskender’in Asya üzerine yürürken Türklerle yaptığı savaşı anlatan bir bölümdür. Bir sonraki destanların ana temalarını oluşturacak olan bu destanda;Türk boyların oluşu,yerleşik yaşama geçişleri ve bir Hakanın halkını ne denli düşündüğünü anlatır.
Alp Er Tunga destanı gibi Şu Destanı ‘ndada Diavanü Lügati’t-Türk eserinde düzyazı olarak Kaşgarlı Mahmut tarafından kaleme alınmıştır.
Destanın Özeti
Makedonyalı İskender;Anadolu ve İran’ı istila ederek önüne gelen tüm orduları yenmiş,Semerkand’ı ele geçirmiş ve Türkistan’a doğru yönelmişti. İskender’in bir sonraki durağı olan Balaşağu Kağan Şu’nun sarayının olduğu şehir idi.
Kağan’ın gözcüleri gelerek durumu bildirdiler:”Semerkand alan İskender Şu Kalesine doğru geliyor! Ne yapmamızı emredersiniz?” derler. Söylenenlere aldırmayan ve konuyu değiştiren Kağan’nın kayıtsız kalmasına tüm halk şaşırmıştı.
Kağan’ın karar almadan düşünürken izlediği,savaşta dahi giderken yanında götürdüğü ve içinde ördek ile kazları yüzdürdüğü gümüş bir havuzu vardı. Haberciler tekrar gelip ne yapmaları gerektiğini sordukları zaman onlara:”Bakın ne güzelde yüzüyor,nasılda batıp çıkıyorlar.”der. Herkes olanları şaşkınlıkla karşılamış ve hiçbir tedbiri olmadığı düşünmüşler.
En güvendiği 40 adamını “Hucent” ırmağı kıyısına yollayan ve İskender’in ordularının hareketlerini izlemesini isteyen Kağan Şu,alacağı tedbirleri kimseye söylememiş yapacaklarını söylememiştir. Hakan’ın habercileri İskender’in ırmağını geçtiklerini gelip haber verselerde,Şu oralı olmadı. Gece yarısına kadar bekledi ve bir anda hemen göç davulunu vurdurdu. Olaya şaşırmış olan halk alabildiği eşyayı alıp Doğu’ya doğru yola koyuldu. Kent bir anda boşaldı.
Boşalan kentte sadece gidecek bir şey bulamayan 22 kişi şehirde kalmak zorunda kaldılar. Bunların yanına 2 kişi daha geldi ve diğer kalanlar onlara:”Bir yere gitmeyelim burada kalalım. Çok fazla kalmazlar burada hemen giderler.”dediler. Onların “Kal” demelerine rağmen kalmayan o 2 kişiye “Durun,Kalın,Eğlenin” anlamında “Kalaç” dediler.
İskender kaleye gelip o 22 kişiyi görünce:”Türk Manend-Türk’e Benziyor” demiş. Bu sözde onlara ad olmuş. Ve o günden sonra “Türkmen” diye anılmışlar. Bu sıra Kağan İskender’i onunla savaşacak kadar içeri çekmiş ve güçlü müttefiklere sahip olduğu Çin sınırına kadar çekmiş. Uygurlarla birleşen Şu, İskender’in öncü birliklerine bir baskın yaptı ve kanlı bir savaş oldu.
Savaş esnasın bir Türk askeri İskender’in askerini tek kılıç hamlesinde ikiye böldü ve askerin kemerinin üzerinde bulunan altın kemer parçalanarak yere döküldü. Bu altınlar ölen askerin kanıyla kızıla boyandı. Sabah olunca güneşte parlayan bu kızıl altınları gören askerler “Altın kan,altın kan” diye bağırmaya başladılar. O günden sonra oraya “Altun Han” dediler.
Bu olaydan sonra İskender Kağan Şu ile bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma sonrası Türkler o bölgelere şehirler kurdu ve yerleştiler. Şu Kağan halkını ve askerlerini alıp Balaşagun’a geri döndüler ve kaleyi öncesinden daha sağlam hale getirdiler. Kağan kaleye birde tılsım koydurdu. Bu tılsım o kadar etkiliydiki leylekler bile oraya kadar geliyor ama orayı geçemiyor en son orada konaklıyorlardı.